Avrupa’da LGBTİ+ bireyler yasal olarak nasıl korunuyor?

Almanya’nın başkenti Berlin’de Christopher Street Day (CSD) olarak anılan”Onur Yürüyüşü” etkinliğine geçen hafta sonu düzenlenen saldırı kamuoyunda büyük bir şok yarattı. Siyasette de saldırıdan çıkarılması gereken sonuçlar tartışılıyor.
Sosyal Demokrat Parti (SPD), LGBTİ+ toplumunun haklarının açıkça Alman Anayasası’na da alınması için yeni bir girişim başlatmak istiyor. Alman Anayasası’nın 3’üncü maddesinde bugüne kadar şu ifade yer alıyor:
“Hiç kimse cinsiyeti, soyu, ırkı, dili, yurdu ve kökeni, inancı, dinî veya siyasi görüşleri nedeniyle ayrımcılığa uğratılamaz ya da ayrıcalıklı tutulamaz.”
Ancak maddede cinsel kimlikten söz edilmiyor. SPD bunun değişmesini istiyor.

Berlin’deki Christopher Street Day (CSD) etkinliğine düzenlenen saldırıda bir kadın hayatını kaybetti, yedisi ağır olmak üzere 31 kişi yaralandı. Brandenburg Kapısı önünde oluşturulan geçici anma alanı, saldırının ardından Almanya ve Avrupa’da LGBTİ+ bireylerin güvenliği ile yasal haklarının yeniden tartışılmasının da simgesi oldu.Fotoğraf: Volodymyr Sindieiev/picture alliance
Almanya: İlerici ancak eksikleri var
LGBTİ+ şemsiyesi altındaki lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks aseksüel ve diğer farklı cinsel kimliklere sahip kişilerin Almanya’da hukuken heteroseksüel bireylerle tam anlamıyla eşit olmadığı alanlar hâlâ bulunuyor. Anayasa’daki eksikliğin yanı sıra soybağı hukukunda da tartışılan noktalar var.
Heteroseksüel bir çiftin çocuğu olduğunda biyolojik annenin yanında baba da otomatik olarak ebeveyn kabul ediliyor. LGBTİ+ bireylerin kurduğu ailelerde ise hukuki durum çok daha karmaşık ve çoğu zaman uzun süreçler sonunda açıklığa kavuşturulabiliyor.
Bu bireylere yönelik nefret suçları ve şiddet olayları da artıyor.
Buna rağmen Almanya, LGBTİ+ bireylerin hukuki eşitliği açısından Avrupa karşılaştırmasında görece iyi bir konumda. Bu sonuç, Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği’nin (ILGA) değerlendirmesinde ortaya çıkıyor. ILGA, LGBTİ+ bireylerin eşitliği için çalışan kuruluşların dünya çapındaki çatı örgütü olarak faaliyet gösteriyor. Almanya, 49 Avrupa ülkesinin karşılaştırıldığı sıralamada yedinci sırada yer alıyor. İspanya listenin başında, Rusya ise en sonunda bulunuyor. Ülkelerdeki durum neredeyse tam eşitlikten mutlak baskı ve takibata kadar uzanıyor.

Almanya’da quir bireyler ve destekçileri, yasal güvencelerin genişletilmesi ve ayrımcılığa karşı korumanın güçlendirilmesi talebiyle CSD yürüyüşlerinde seslerini yükseltiyor. SPD’nin de desteklediği tartışmalarda, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin daha açık biçimde anayasal güvence altına alınması isteniyor. Pankarttaki “Unsere Vielfalt, unsere Stärke” (Bizim çeşitliliğimiz, bizim gücümüz) sözü de bu hak arayışını özetliyor.Fotoğraf: Wolfgang Maria Weber/IMAGO
İspanya: Avrupa’nın öncüsü
İspanya’nın bu alanda öncü rol üstlenmesinin tarihsel nedenleri var. Franco diktatörlüğünün 1975’te sona ermesine kadar LGBTİ+ bireyler ülkede ağır biçimde takip edildi ve hapsedildi. Ardından yaşanan değişim ise bir o kadar büyük oldu. Ülkede kapsamlı bir liberalleşme ve modernleşme süreci başladı.
Eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılmasına ilişkin süreç 1979’da başladı, 1995’te de tamamlandı. İspanya, 2005’te eşcinsel çiftlere evlilik ve evlat edinme hakkı tanıdı. İspanya Parlamentosu 2023 yılında kapsamlı bir “Öz Belirleme Yasası” kabul etti. Artık 16 yaşından büyük herkes, nüfus müdürlüğüne yapacağı basit bir beyanla pasaportundaki cinsiyet kaydını ve adını değiştirebiliyor.
Ayrıca trans kimlikler İspanyol sağlık sisteminde artık tıbbi açıdan hastalık ya da bozukluk olarak kabul edilmiyor. İspanya’da katı ayrımcılık karşıtı yasalar ve bağımsız bir eşitlik kurumu bulunuyor. 50’den fazla çalışanı bulunan şirketler de LGBTİ+ çalışanlar için aktif kapsayıcılık ve çeşitlilik planları hazırlamakla yükümlü.
Düzenli olarak yapılan kamuoyu araştırmaları da hukuki ilerlemelerin İspanyol toplumunun büyük çoğunluğu tarafından desteklendiğini gösteriyor. “Madrid Orgullo” gibi Onur Yürüyüşü etkinlikleri dünyanın en büyükleri arasında yer alıyor ve farklı siyasi partilerden devlet kurumlarının desteğini görüyor.
Malta, İzlanda, Belçika ve Danimarka da İspanya gibi Avrupa’nın ilerici ülkeleri arasında bulunuyor.

İspanya, 16 Şubat 2023’te kabul edilen “öz belirleme yasası” ile Avrupa’nın en kapsamlı LGBTİ+ düzenlemelerinden birine imza attı. Yasa, 16 yaş ve üzerindekilere mahkeme kararı ya da tıbbi rapor olmadan nüfustaki cinsiyet hanesini ve adını değiştirme imkânı tanıdı.Fotoğraf: Susana Vera/REUTERS
İtalya: Sağa doğru kayış ve baskılar
İtalya’daki durum ise çok farklı. Başbakan Giorgia Meloniliderliğindeki milliyetçi sağ hükümet döneminde LGBTİ+ toplumu üzerindeki baskı son yıllarda büyük ölçüde artıyor. Ülkede herkes için evlilik hakkı bulunmuyor ve LGBTİ+ çiftlere evlat edinme hakkı da tanınmıyor.
İçişleri Bakanlığı ve savcılıklar, daha önce düzenlenmiş doğum belgelerine sonradan itiraz edecek kadar ileri gidiyor. Bunun sonucunda doğum yapmayan annelerin hukuki annelik statüsü, bazı durumlarda yıllar sonra ellerinden alınıyor. Parlamento, 2024 yılı sonunda taşıyıcı anneliği dünyanın her yerinde “evrensel suç” ilan eden bir yasayı kabul etti. Yurt dışında taşıyıcı annelik yönteminden yararlanan kişiler, İtalya’ya döndüklerinde hapis ve yüksek para cezalarıyla karşı karşıya kalabiliyor.
İtalya’da cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği nedeniyle işlenen nefret suçlarını açıkça cezalandıran ulusal bir ayrımcılık karşıtı yasa da bulunmuyor. Ülkenin en büyük LGBT+ örgütü “Arcigay” ise quir bireylere yönelik şiddet olayları ve nefret suçlarında kaygı verici bir artış kaydediyor.

Roma’da Senato önünde toplanan LGBTİ+ aktivistleri, ülkede sağ siyasetin güç kazanmasıyla artan baskılara ve hak kayıplarına karşı protesto düzenliyor. Başbakan Giorgia Meloni liderliğindeki hükümetin çizgisi, quir bireylerin eşitlik ve yasal güvence talepleriyle giderek daha fazla çatışıyor.Fotoğraf: Riccardo De Luca/AP/picture alliance
Macaristan: Orban sonrası geri dönüş mümkün mü?
Macaristan’da da LGBTİ+ toplumunun hukuki durumu kısıtlayıcı. Bu durum, eski Başbakan Viktor Orban hükümetinin yıllar boyunca sistemli biçimde ağırlaştırdığı yasaların etkisini taşıyor.
Macaristan, 2020 yılında trans bireylerin doğum kayıtlarındaki biyolojik cinsiyet bilgisini sonradan değiştirme imkânını kaldırdı. Evlilik, Macaristan Anayasası’nda açıkça bir kadın ile bir erkek arasındaki birliktelik olarak tanımlanıyor. Eşcinsel çiftlerin çocuk evlat edinmesi yasayla tamamen yasaklanmış durumda.
Macaristan, 2021 yılında “gençleri koruma” gerekçesiyle eşcinselliğin ve trans kimliğin reşit olmayanlara yönelik her türlü olumlu biçimde gösterilmesini kesin olarak yasaklayan bir yasa çıkardı. Avrupa Adalet Divanı bu yasayı daha sonra hukuka aykırı buldu.
Mayıs 2026’dan bu yana görevde bulunan Orban’ın halefi Peter Magyar ise şimdi belirgin bir politika değişikliğine gidebilir. Bunun en açık örneği, Haziran 2026’da Budapeşte Onur Yürüyüşü’nün özgür şekilde düzenlenmesi oldu. Etkinlik, on binlerce kişinin katıldığı barışçıl ve büyük bir şenlik olarak gerçekleştirildi. Bir yıl önce ise önceki hükümet etkinliği, sertleştirilen toplantı ve gösteri yasasını gerekçe göstererek yasaklamıştı.
Magyar hükümeti, quir karşıtı mevcut yasaları köklü biçimde gözden geçirerek Avrupa Birliği hukukuna uyarlayacağını da açıkladı. Buna rağmen ülkedeki quir toplum temkinli davranıyor. Magyar ilerici bir solcu değil, özünde muhafazakâr bir siyasetçi. Orban döneminin yasalarını geri almak da karmaşık olacak ve siyasi ve toplumsal dirençle karşılaşmadan gerçekleşmeyecek.

Budapeşte’de 28 Haziran 2025’te düzenlenen Onur Yürüyüşü’nde taşınan protesto sembolleri, Orban döneminde sertleşen LGBTİ+ karşıtı çizgiye tepkiyi yansıtıyordu. Peter Magyar hükümeti, bu kısıtlayıcı düzenlemeleri geri almaya hazırlanıyor, ancak yasal ve siyasi direncin aşılması kolay görünmüyor.Fotoğraf: Rudolf Karancsi/AP/dpa/picture alliance
Rusya: Sistemli devlet takibatı
Avrupa’da LGBTİ+ bireylere yönelik en baskıcı yasalar Rusya’da bulunuyor. Rusya Yüksek Mahkemesi, gerçekte bağımsız bir “örgüt” olarak var olmayan “uluslararası LGBT+ hareketini” aşırılıkçı bir oluşum olarak sınıflandırdı ve yasakladı. Buna rağmen aktivistlere, yayınevlerine ve bireylere yönelik baskınlar ve takibat sürüyor. Bu kişilere 12 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor.
Eşcinsellik veya trans kimlik hakkında kamuoyu önünde yapılan her türlü olumlu açıklama kesin biçimde yasak. Cinsiyet uyumuna yönelik tıbbi işlemler ile adın ve resmî cinsiyet kaydının değiştirilmesi de yasayla tamamen engellendi.
Rusya, ülkedeki quir topluma karşı son derece sert davranıyor. Savaş propagandası kapsamında kendisini, kendi bakış açısıyla “yozlaşmış” Batılı değerlere karşı bir kale olarak sunuyor. Bu nedenle Rusya’daki quir bireyler ihbar edilme, polis şiddeti ve hapis cezası korkusuyla yaşıyor. Birçoğu şimdiden yurt dışına kaçmış durumda.







